Çıkış / Exit

İşleminiz Yapılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
English

Sâbit b. Kurra, Emevî halifesi Me'mun'a danışmanlık yapmış ve huzurundaki tartışmalara katılmış, verimli ve nitelikli bir bilim adamıdır.

Sabiî bir ailenin çocuğu olarak Harran'da doğan (d.821) Sâbit b. Kurra (ö.901), gençlik yıllarında sarraflık mesleği ile uğraştı. Bu yıllarda nasıl olduğu tam olarak bilinmeyen bir biçimde Arapça, Yunanca, Süryanice ve Rumca'yı çok iyi bir biçimde öğrendi. Aykırı düşünceleri sebebiyle Sabiîler ile anlaşmazlık içerisine giren Sâbit, Bağdat'a gelirken yolda daha sonraları mekanik ve matematik konularında önemli eserleri kaleme alacak olan Benî Musa ailesinin üç oğlundan Muhammed b. Musa (ö.873) ile karşılaştı. Sâbit b. Kurra ile konuşan ondaki yeteneklerin farkına varan Muhammed, Beytü'l-Hikme'deki çeviri faaliyetlerine katılmayı teklif etti. Böylece Sâbit, Bağdat'ta bir müddet sonra Halife el-Mutezid'in (saltanatı: 892-902) huzuruna çıktı.

Kısa süre sonra Halife tarafından müneccimler grubuna dahil edilen Sâbit bununla yetinmeyerek, kendi yakınları olan Sabiîlerin Bağdat'ta sosyal ve siyasî bir statü kazanmaları için çalışmış ve yönetimle yakınlığı sebebiyle bu amacına ulaşmıştır. O, artık Bağdat'taki Sabiîlerin reisi konumuna yükselmiştir.

Sabit bulunduğu konumun verdiği güçle, Irak'ta sabiîleri yüksek mevkilere getirmiş, sosyal ve siyasal statülerini üst seviyelere çıkarmıştır.

 
Nitekim Sâbit sayesinde, Sabiîler Bağdat'ta sarayda ve bürokraside önemli görevler üstlenmişlerdir. Bununla birlikte onun takipçileri ve akrabaları, devlet özel katipliği, saray doktorluğu ve hey'etşinaslık, müneccimlik gibi stratejik mevkilerde bulunmuşlardır.Şu olayın Sâbit'in şöhretini arttırdığı söylenir: Sâbit, kalp krizi geçiren ve öldüğü zannedilen bir kasabı, uyguladığı yöntemlerle hayata döndürmüştür. Bunu duyan halife el-Mutezid, Sâbit'e tedaviyi nasıl yaptığı ile ilgili sorular yöneltmiştir:

 
Bir gün halifelik sarayına giderken, yolda acı acı bir ağlama sesi işittim. Dediler ki, bu kasap dükkanının sahibi aniden öldü, ona ağlıyorlar. Bunun üzerine beni hemen oraya götürmelerini istedim. Ağlaşan kadınları susturup, cenazenin yanından çıkardım. Oradaki gençlerden birini çağırarak, cenazenin sırtına vurmasını istedim. O cenazenin sırtına vururken diğer bir gençten bir fincan getirmesini istedim. Cebimdeki hazır bulundurduğum ilacı fincandaki su ile karıştırdıktan sonra, cenazenin ağzını açarak içirdim. Bunun üzerine cenaze aksırarak gözlerini açtı. Bu olay müthiş yankı uyandırdı. Bunun üzerine halife beni çağırarak bunu nasıl başardığımı sordu. Ben de, bu kasabın önünden geçerken, onun hayvanların ciğerlerini yararak, tuzlayıp yediğini görürdüm. Bu tavrının bir gün onu kalp sektesine uğratacağını düşünerek, kasabı dışardan gözetime aldım. Bunun için de bir ilaç hazırladım ve onu hep yanımda bulunduruyordum. Bu gün kasabın aniden öldüğünü duyunca hemen yanına gittim. Nabzı atmıyordu. Sırtına vurarak önce nabzının çalışmasını sağladım, sonra da hazırladığım ilacı içirerek onu canlandırdım.

 
Sâbit, özel doktoru olduğu  halde, halife kendisine "Reîsü'l-Etıbba ve'l-felâsife" ünvanını vermemiştir.
Ayrıca, o, İslâm'ı kabul etmesi hususunda kendisine yapılan teklifleri kabul etmemiş ve Harran'ın geleneksel yıldız-gezegen kültüne inanan bir pagan olarak ölmüştür. Halifenin sarayındaki statüsü o kadar yüksektir ki, Sâbit, bizzat hükümdarın da bulunduğu teolojik tartışmalarda, İslâm ve diğer tek tanrıcı (monoteist) dinlere karşı Harran çok tanrıcılığını (politeizmini) ve paganizmini savunmuştur.
Beytü'l-Hikme'nin en önemli dört çevirmeninden biri olan Sâbit b. Kurra'nın, yaptığı çevirilere bakıldığında sayıca epeyi çok olduğu görülmektedir. Burada Katip Çelebi'nin "Sâbit b. Kurra'nın çevirileri olmasaydı kimsenin felsefeye dair kitaplardan faydalanamayacağı söylenir." sözlerini hatırlatmak yerinde olacaktır.
Sâbit'in, matematik, astronomi, tıp, mantık, eczacılık, geometri, felsefe ve musikî ile ilgili telif, yorum ve özet çok sayıda eserin sahibi olduğu bilinmektedir. Dağların oluşumu, güneş ve ay tutulması, kızamık ve çiçek hastalıkları gibi konular hakkında da eserleri mevcuttur. Bunların sayısı konusunda çeşitli rakamlar ileri sürülmektedir. Bazı araştırmacılara göre, 10'u Süryanî ve Sabiî inançları ve tarihi ile ilgili olmak üzere toplam 133,15 bazı düşünce tarihçilerine göre ise 150 kadar Arapça, 15 dolayında ise Süryanice çalışması bulunmaktadır. Bu eserlerden elliden daha çoğu günümüze kadar gelebilmiştir.

901 yılında ise bağdatta hayatını kaybetmiştir.

 

İbrahim TATLISES

Türkiye'nin en ünlü sanatçısı İbrahim Tatlıses 1 ocak 1952 yılında 7 çocuklu fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 70 li yılların ortalarında inşaat işçiliği, demir ustalığı ve leblebicilik gibi işler yapan İbrahim Tatlıses, 80'lerin başında kendisini şöhret basamaklarını tırmanmırken buldu. Müzik çevrelerince çok özel kabul edilen sesi sayesinde, kısa zamanda İstanbul'da sahne almaya...

Ferhat GÖÇER

Ferhat Göçer Şanlıurfa'da doğdu. Öğretmen olan anne ve babasının tayiniyle İzmit'e geldi. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi'nde tıp eğitimine başladı. Bundan iki yıl sonra 1988'de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Şan Bölümü ön lisans eğitimini görmeye hak kazandı. Mecburi tıp hizmetinden dolayı müziğe 1 yıl ara vernek zounrda kalan Göçer, 1994 yılında...

Suat KAYA

Suat Kaya ( 26 Ağustos 1967, Şanlıurfa), Galatasaraylı eski futbolcudur. 1979 yılında Yeşilköyspor'da futbola başladı. 1986'da Galatasaray'a transfer oldu. 1987-1992 yılları arasında Konyaspor'da oynadı. 1992-93 sezonunda yeniden Galatasaray'a dönen 'Hugo' lakaplı futbolcu, 2002-03 sezonu sonunda jübilesini yaptı. Mücadeleci bir orta saha oyuncusu olan ve 351 maçta 44 gol atan Suat Kaya, Bülent...

Müslüm GÜRSES

7 Mayıs 1953'te Urfa'nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde dünyaya geldi. Babası Mehmet Akbaş, annesi Emine Akbaş'tı. Zeyno ve Ahmet isimlerinde iki kardeşi olan Gürses'in babası çiftçilikle uğraşıyordu ve bağlama çalıyordu. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken Adana Aile Çay Bahçesi'nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. ...

Faruk SARAÇ

Doğum tarihi ve doğum yeriyle başlar insanların hayat hikayesi. Onunki bir çift yeşil gözle başladı. O gözlerle insanların kalbini görebiliyordu. Ama bunu fark etmesi epey zaman aldı.Evet, 1955 de bir çift yeşil gözle dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini sarı rengin hakim olduğu 55 C sıcaklığın hüküm sürdüğü Urfa'da tamamladı. Faruk Saraç ''Güneş sarı, başak sarı, toprak sarı'' olarak...
alanya escort